27 Ocak 2026 Salı

Çürüme(me)nin Savaşı


Bu yazıyı bu eserle okuyabilirsiniz

Bazen savaşlar topla tüfekle olmaz içsel bir buhran ile olur. İnsanın kendi dünyasıyla olan savaşını ele almak niyetiyle yazıyorum bu yazımı sevgili okuyucuğum. (köşe yazarı trıbi). Hani Tyler Durden demişti ya bizim savaşımız ruhani bir savaş en büyük savaşımız hayatlarımız diye. Gerçi tartışılabilir bir konu, mesele özetle insanın özüne dönük muhasebesine geliyor. Gün gelecek o savaşta sona erecek.  


Sabahleyin kalktığımızda öleceğimiz güne bir gün daha yaklaşıyoruz. Zaman konusunda ise  yarınımızı net bir bilgiyle bilmiyoruz. Sahi biz nereye gidiyoruz ? Bunu düşünüp yaşamı yorumlamak ne demek ? Hedonizm örülü yaşamların uyuşmuşluğu bir virüs gibi bizleri mi sardı ? Cahilliğin devriye attığı semtlerde düşünmeyi arka plana atan sadece fatura okuyan veya tabela okuyan yorgun dimaların esiri mi olduk ? 

Buyruk veren benciller ve şiddet gösteren canilerin hüküm hırsını anlamlandıramadık. Kağıt veya kart içinde bulunan değere(!) karakter takası yapanların acizliğine tanığız. Çocukların gözyaşları donuk suratlara çarpıp yere düşüyor. Medya bir sirk gibi seyir zevkine bahis açmış. Bahis demişken eli silahlı bir eşkıya artık slot makinesi veya telefon, bilgisayar ve kuponlar. Daha neler var neler var...


Hüznün bencilliği var gölgelerde, yalnızlığın huzuruyla dolu olmak istiyor kimlikler, evler fildişi kuleler oldu.  Babaların dövmeleri var benim ülkemde  ve  annelerin doğal olmayan göz altı torbaları misafir soluk tenlerde, günahlar tatil yapıyor bedenlerde sahi  karşılaşmak istediğimiz kaç kişi kaldı. 

Özgüven  parayla satılır hale geldi. Hayvan sevgisi ise benim kalbim temiz edebiyatının güncel versiyonu kimilerince.  İçi boşaltılan nice güzellikler var,  çölleşen topraklar değil sadece, çölleşen gönüller mevcut bu diyarlarda. Kitap okumak konusu kapalı gibi artık kağıt israfı yerine beyin israfı var ve  brainrot deniliyor buna. Beyin çürümesi demekmiş. Çürüyen sadece beyin değildi keşke bilinseydi.


Ahlak nasihatleri reels kaydırmaktan keyifsiz geliyor. Nefret ve bencillik insanlara sahte güç veriyor. Ne ilginç hepsinin sonları ise ölüm oluyor. Ölülerin pişmanlıkları için diriler kavga ediyor. Asıl odaklanılması gereken konular göz ardı ediliyor. Tartışmalar, kutuplaşmalar ve ben haklıyım gösterileri kime ne kazandırıyor. Zaman denen servet tarla satan zampara misali heba ediliyor. Etik mefhumu sorgulanıyor. Enayilik ile asalet kimilerince yer değiştiriyor. Bu manevi virüsü kim empoze ediyor. Ağlayan fert güçsüz ilan ediliyorsa tüm bu rezilliklere orman kanunları mı ilan edildi diye sormak gerek herkese. 


Bazen bir silahın etkisinden daha tesirlidir ahlaki çürüme. Selam vermeye korkanların, evine kapanıp huzur arayanların, dolandırılmaktan kaçanların, hüzün meraklılarının, hala bir yerlerde insanlık arayanların, eli yardım görmeyenlerin, çocuklarını saç kurutma makinesiyle ısıtmaya çalışan annelerin, aldığı hamburgeri ikiye bölüp evlatlarına pay eden ebeveynlerin, bugün tokum diye yalan söyleyen büyüklerin, en ucuz hangisi diye hesap yapan nicelerin, kendi önceliğini mecbur erteleyenlerin, köle olduğuna inanmayanların ve yazamadığım türlü insanların sesini kim duyacak. 

 Düşünmek için vakit var...



"Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor." Tolstoy